7 Eylül 2011 Çarşamba

Bu bir veda metnidir.

  1 yorum

Başlıkta da belirttiğim üzere bu bir veda metnidir.

02 Haziran 2010 tarihinden bu yana Sena olarak, kurduğum hayal bahçesinde gerçek dünyama mutluluk katan şeyler yaşadım. Acılarımı, yalnızlıklarımı, sevgimi paylaştım burada. Sevdim ve sevildim. Hüznümü anlattım en çok, güzel günlerimi paylaşmaya fırsat bulamadım belkide bilmiyorum.


Yalnızdım, kırık bir kalbin hatıratını yaşatıyordum. Sonra hayatıma biri girdi, rüya gibiydi. Sevdim, kıymet verdim, seviştim.. Yaptığım herşeyin karşılığını da misli şekilde yaşadım. Rüyalarımdaki prenses olmuştum ömrümde ilk defa. Hatta belki rüyalarımda bile göremeyeceğim mutluluklar tattım.


Fakat güçsüzüm.. Hayalini kurduğum iki şeye karşı çok güçsüzüm. Hayat programladığımız biçimde ilerlemiyor ne yazık ki.. Ve üzmekten en çok korktuklarımız ilk darbe vurduklarımız oluyor.


Sevdiğim kadını üzmemek için yaşadığım tüm güzel günlere rağmen hiç tanışmamış olmayı dilediğim zamanlarım oldu. Çünkü kaderimin bana zorunlu kıldığı şeyler hep bir sonu çağrıştırıyordu. Ben "sena" diyerek gizlediğim kimliğimin en dibinde, varlığımın en derin köşelerinde kendim ve ailem için hep bir çocuk sahibi olmayı hayal ettim. Ailem, babam ve annem.. Ve diğerleri.. Onların sevgilerini hissetmek, onların gözlerindeki mutluluğu görmek.. Onlar için birşeyler yapabilmeyi istemek.. Bir de küçük bir yavru hayaline sahip olmak nasıl bir duygu bilmiyorum siz de hissediyor musunuz içinizde bunu.. 

Bana ufacık bir zarar gelmesi ihtimaline karşı babamın nasıl ağladığını düşündükçe, o hastane koridorlarında çığlıklarını duyan arkadaşlarımın onların ebeveynliğine dizdikleri methiyeleri dinledikçe, bana baktıkları her an hala küçük bebekleriymişim gibi şefkatlerini üzerimde hissettikçe onlara haksızlık etmemem gerektiğini daha iyi kavradım. Ailesinin kıymetini onları kaybettikten sonra anlayan kimselerden olmamak için kendimden fedakarlıkta bulunmam gerekiyordu. Ve bu fedakarlık onların küçük kızları için düşledikleri tek hayali yerine getirmekti.

Fikir planında  bile bunu kabul etmem iki ayımı aldı. Bu zamana kadar geçiştirdiğim teklifleri artık ciddiye almak durumundayım. Artık hem onları mutlu edebilmek hemde bir çocuk sahibi olabilmek için sena kimliğimden, sevdiğim kadından ve hazlarımdan vazgeçmek zorundayım.

Onu üzdüğüm, kalbini kırdığım, yalnız bıraktığım için hergün daha fazla pişman oluyorum. Ama o benim için benden geçebilecek kadar fedakar..

Bu blog ve burada paylaştıklarım yakında silinip gidecek. Bu ortamda böyle biri hiç varolmamış gibi hissedeceksiniz. Yokluğumun zamanla kıymeti kalmayacağından da eminim.. 

Umarım sizin için hayat çok daha güzel devam eder.. 
Dualarım sizlerle..

Sena!


25 Haziran 2011 Cumartesi

Dİyorum ki

  2 yorum
Yazmak için klavyeye her uzanışımda içimde kabaran bir duygu engelliyor düşüncelerimi. Sanki yazmamak daha iyi, daha hayırlı olacakmış gibi geliyor o an. Yazdıklarımla kimseye zarar verecek filan değilim ama bilmiyorum, sanki dünyada daha önemli şeyler varmış ve benim ufak tefek kırıklarım, acılarım yada mutluluklarım kıymetsizmiş gibi.

Çok param olsun istiyorum, çünkü çok param olursa buralardan elimi eteğimi çekip sakin bir kasabada gönlümce yaşayabilirim. İnsanların kalabalığı ve kabalığını ardımda bırakıp romantik komedi tadında bir hayat yaşayabilirim.. Oysa romantik komedi sadece bir film türü değil mi?

Bazı şeylerden çabuk sıkılıyorum, yeniden sarılabilmek için ara vermem gerekiyor. Örneğin blog, gerçi sıkılmadım ama ara vermek iyi geldi. Yine devamlı yazmaya çabalar mıyım, nasip..

Bazı insanlardan da çabuk sıkılıyorum. Karşılaşıp selamlaştıktan sonraki dakikalar içerisinde gerekli gereksiz hayatlarının özetlerini döküveriyorlar ya.. Ya da kıçını kaldırıp dünyaya tek bir fayda sağlamadığı halde sürekli birilerini eleştiren güruh.. Bir de ben çok zekiyim, becerikliyim, onu da yaparım, bunu da yaparım diyerek övgü bekleyen şahıslar. Topunuzu hayatımdan çıkarabilmeyi çok isterdim.

Bazen çıkarcı bir pislik olduğum için kendime kızıyorum. Örneğin bir adam var, aslında suratına bakmam ama işlerimin yolunda gitmesi için ona muhtacım filan.. Yağla babam yağla.. ıyhh.. 

Bu aralar çok agresifim, ama nedense babam ile konuşurken bu agresiflik tavan yapıyor, her konuşmamızda onu kırıyorum. Oysa kızgınlığım başkalarına biliyorum. 

3 Nisan 2011 Pazar

Yazamıyorum Çünkü;

  3 yorum
Evet, bunca zamanlık ayrılıktan sonra şimdi mazeret beyan etmeye geldi sıra.

Bazen bir insandan,  işten veya hobiden sıkılırım ben. Bir müddet arayı açmam gerekir. Sonra kendime geldiğimde eğer benim bu halimi anlayacak, benden bir dolu mazeret beklemeyecekse daha mutlu bir biçimde dönerim ve daha sıkı sarılırım bu ilişkiye.

Aynı durumu blog içinde yaşadım. Biraz ara vermek, uzak durmak ihtiyacı hissettim. Bunda bir sebepte blogumu iç dökme, derdimi paylaşma ve hayata dair küskünlüklerimi anlatma mekanı olarak kullanmamdı. Oysa , hayatımda herşeyimi konuşabileceğim bir sevgilim olduğu için blog işlevsiz kaldı. Başıma ne geldiyse ona anlatıyor , rahatlıyordum. (geçmiş zaman eki kullanmam yanlış anlaşılmalara sebep olmasın, hala hayatımda ve hala çok mutluyuz :) )

Bir müddet ayrı kaldık, tam tekrar yazayım derken malumunuz blog yasağı çıktı ve benim yazma iştahım tekrar yerlerde sürünmeye başladı. Velhasıl zamanla içimde bir mahcubiyet oluştu, blogu sadece takip ettiğim insanların yazdıklarını okumak için kullanır oldum. Yazmadığım için kendime kızıyor ama yinede yeni kayıt butonuna elimi götüremiyordum.

Ta ki bugün, sakin, sessiz, keyifli pazar gününü yaşayana kadar. Bugünün bir önceki pazardan veya diğer pazarlardan bir farkı yok aslında ama bugün içimden yazmak geldi. Fareyle ilişkimi düzeltip o mavi mavi parlayan "yeni kayıt" tuşuna tıklayabildim.

Sevgili okuyucu, genel olarak hepinizi takip ettiğimden, yaşamlarınızda benim yazmadığım süreç içerisinde ne haltlar karıştırdığınızı bildiğimden emin olun :)

Birde ilginç birşeyden bahsetmek istiyorum; blog yazmama vesile olan biseksuelin yakışıklı ile ilişkisini alın cinsiyetleri değiştirin alın size bizimki.. Herşey bu kadar mı benzer gider, nasıl bir tesadüftür bu bilemiyorum. Ama biseksüelin yazdıklarını okudukça kendimi okuyormuş gibi hissediyorum.

Şimdilik bu kadar. Biraz daha yazarsam sevgilim yeteeer diyecek..
Sevgiyle kalın.

8 Şubat 2011 Salı

düşün gerçeğe dönüşü

  5 yorum



ne anlamlı şarkı.. ne güzel bir dünya. ne hoş sözler.. birine sen benim herşeyimsin diyebilen herkese..
 
You're my everything
Sen benim herşeyimsin 
the sun that shines above you makes the blue bird sing
üzerinde parlayan güneş mavi kuşa şarkı söyletiyor
the stars that twinkle way up in the sky, tell me I'm in love.
Gökyüzünde parıldayan yıldızlar, bana aşık olduğumu söylüyor 

When I kiss your lips
Dudaklarından öptüğümde
I feel the rolling thunder to my fingertips
Parmak uçlarıma gökgürültülerinin yuvarlandığını hissediyorum 
and all the while my head is in despair, deep within I'm in love.
Ve böylece umutsuzlağa düşüyorum, çok derinlerde aşığım.

You're my everything and nothing really matters but the love you bring
Sen benim herşeyimsin ve getirdiğin aşktan başka hiçbirşeyin önemi yok
you're my everything to see you in the morning
şu derin kahverengi gözlerinle seni sabahları görmek 
with those deep brown eyes.
benim herşeyim.

You're my everything, forever any day I need you close to me
Sen benim herşeyimsin, daima hergün yakınımda olmana ihtiyacım var
you're my everything you'll never have to worry
sen herşeyimsin endişe etmene gerek olmayacak
never fear for I am near.
Yakın olduğum için asla korkma

Oh, my everything
Oh, herşeyimsin
I live upon the land that see the sky above
Üzerinde gökyüzünü gören bir yerde yaşıyorum
I swing within her oceans sweet and warm, there's no storm my love.
Onun tatlı ve sıcak okyanuslarında salınıyorum, aşkımda fırtına yok.

You're my everything, no, nothing really matters but the love you bring
Sen herşeyimsin, hayır, getirdiğin aşktan başka hiçbirşeyin önemi yok
you're my everything to see you in the morning
şu derin kahverengi gözlerinle seni sabahları görmek 
with those deep brown eyes.
benim herşeyim.

You're my everything, forever any day I need you close to me
Sen benim herşeyimsin, daima hergün yakınımda olmana ihtiyacım var
you're my everything you'll never have to worry
sen herşeyimsin endişe etmene gerek olmayacak
never fear for I am near.
Yakın olduğum için asla korkma

When I hold you tight there's nothing
Sana sıkıca sarıldığımda hiçbirşey olamaz
that can harm you in the lonely night
sana yalnız gecede zarar verebilecek
I'll come to you and keep you safe and warm it's so strong my love.
Sana geleceğim ve seni güvende ve sıcak tutatacağım ve aşkım öyle güçlü ki

When I kiss your lips
Dudaklarından öptüğümde
I feel the rolling thunder to my fingertips
Parmak uçlarıma gökgürültülerinin yuvarlandığını hissediyorum 
and all the while my head is in despair, deep within I'm in love.
Ve böylece umutsuzlağa düşüyorum, çok derinlerde aşığım.

10 Ocak 2011 Pazartesi

Aileyle Yaşamak

  7 yorum
İnsan bir kere baba ocağından ayrılıp kendi düzenini kurunca tekrar birarada yaşama fikri rahatsız edici oluyor. İster istemez kendi düzenini, alışkanlıklarını, keyiflerini arıyorsun. Ziyaretler bile bir noktadan sonra katlanılabilirliğini yitiriyor. 

Neden böyle dert saçıyorsun derseniz 3 gündür valide ile pederi misafir etmekteyim. Kendilerine olan sevgim ölçülebilir değil ama şuaralar onların beklentilerini karşılayabilecek durumda olmadığımdan misafirlikleri arzu ettikleri keyfi vermiyor onlara.



Annem, sürekli gezdirilsin, yedirilsin, içirilsin, anadolu kadınlığını memlekette bırakıp burada izmir hanımefendisi moduna girsin istiyor.


Babam, süper hareketli, sürekli değişik iş hayalleri kuran, ama bu zamana kadar kurduğu hayallerden hiçbirine sermaye aktarmayıp yine bildiği şekilde devam eden şahsına münhasır bir adam. Onunla fabrika fabrika gezeyim, bir fikir bulayım istiyor.

Sena, eskisine oranla insanları memnun etmek için bir taraflarını yırtmaktan vazgeçmiş, kendi işleriyle uğraşıp, onları çok nazlamadan, bundan sonraki izmir ziyaretlerini seyrekleştirmeye çalışan bir evlat.

Onlara çok şey borçluyum, farkındayım. Çok şey de paylaşıyoruz hala. Ama nedense bunları İzmir'de paylaşmak hoşuma gitmiyor. Hayatıma karışmaları ihtimalinden korkuyorum belkide. Ya da birşeyleri eleştirmeleri, benim memnun olduğum durumlara dair olumsuz yorumlar yaparak keyfimi kaçırmalarından çekiniyorum.

Daha gitmelerine 2 gün var. Vakit geçmek bilmiyor. Bir taraftan vicdanım sızlıyor. Küçük, huzur dolu dünyama dönmek, sevgilimin omzuna yatıp hiçbirşey düşünmeden uzanmak, blog dünyamın keyfini rahat rahaat çıkarmak istiyorum.

Şimdi kısıtlanmışım ya, içimden deli gibi mektup yazmak, kitap okumak, film izlemek, sevgilimle sabahlara kadar birlikte olmak geliyor.

Offf...

8 Ocak 2011 Cumartesi

Serhat'ın Mimi

  3 yorum
Sevgili arkadaşım Serhat mimler de ben cevaplamaz mıyım? Hemen giriyorum konuya efendim;

  1. Kaç yaşındasın:  26 gencim, güzelim, oh ne ala ne ala :) Gerçi geçen gün bir müşterim "kız kurusu ne zaman evleneceksin" dedi ama olsun. 
  2.  İsminizin son harfi nedir:  ...E ....A Burdan Permütasyon, kombinasyon vs. deneyerek kimlik bilgilerimize mi ulaşacaklar, bunu merak ettim şimdi.  :)
  3. En sevdiğiniz renk: Kesinlikle Mavi.. Ama bunu giyim olarak değerlendirmemek lazım. Mavi rengin çevremde bulunmasını seviyorum. Dinlendiriyor beni. Ama sorarsanız evinde mavi renk ne var diye aklıma sadece yatak odama yapıştırdığım martı çıkartmaları geliyor.
  4. Kilonuz kaç:  Aaaa. Çok ayıp. Hiç bir bayana böyle sorular sorulur mu?
  5.  Boyunuz kaç:  1.65 Ortalama türk kadını. Birazcık daha uzun olmayı isterdim.
  6. Ailenizin kaçıncı çocuğusunuz: 3. ve son. Kapanışı yapmış olmamdan dolayı hafiften şımarıklığım mevcuttur. Ama ben hatırlıyorum, bizimkiler çok denediler 4. çocuğu lakin beceremediler :P
  7. En sevdiğiniz şarkı: Bunda direk şudur diyemem ama İlkay Akkaya yorumuyla Ah Sensiz parçasını dinlemeyi çok severim. 
  8. Sizce sarışın mı esmer mi:  Birkaç ay önce sorsanız sarışın tercih ettiğimi söylerdim muhtemelen ama şimdi gönlüme bir esmer düştü. Yan yana geldiğimizde siyah/beyaz oluyoruz.
  9. Sigara ve alkol kullanıyormusunuz: Ne yazık ki sigara kullanıyorum. İnancım var, elbet bir gün bırakacağım.
  10. Çayı fincandamı bardaktamı içmeyi seversiniz:  Kahvaltı da ince belli bardakta, günün ilk ve son keyif çaylarını fincanda, arada işyerinde su yerine içtiğim çayları da ince belli bardakta içerim. Yani saate/duruma göre değişir.


Bu mimi hemencecik doldurmamın bir sebebi de Berna'ya (B.) ve vereceği cevaplara olan merakımdır. Kendisine saygıyla duyurulur. 

3 Ocak 2011 Pazartesi

Neler Oluyor Hayatta?

  3 yorum

Son zamanlarda hayatımda alışkın olmadığım bir yoğunluk var. Garfield benzeri eski hayatımı yaşayamıyorum nedense. İş günleri ayrı, tatil günleri ayrı yoğun geçiyor. Bu yoğunlukta blogu ve buradaki arkadaşlarımı takip etmeye çalışıyorum ama şöyle keyifle okuyup, kafamda şekillendirip yorum yazamıyorum
Örneğin Gaysberg Cem'den hala bir haber alamadım, haberi olan var mı diye kimselere soracak zamanı da bulamadım. Ama durup durup aklıma geliyor, endişeleniyorum. Umarım iyidir. (Haberdar olan lütfeen bilgi versin)
Takip ettiğim blogları genelde daha pratik olduğu için google reader'dan okurum. Okuduklarımı hemen işaretler, yorum yapacaksam sayfasına öyle giderim filan. Ama son bir haftadır okunmamış o kadar yazı birikti ki baktıkça içim acıyor, kendime kızıyorum. Bazı yazıları okumaya başlıyorum, sonra birşeyler oluyor veya kafam o yazının keyfini çıkaracak modda değil, devam etmiyorum. Ulen Sena, kafan sakin, elinde sigaran, yanında kahven, rahat rahat oku, kıyma bu yazılara diyor içimdeki ses. Ama o rahatlığa ne zaman ulaşabileceğim bilmiyorum. Ya kremkaramel'in bad-ı saba ile yapığı röportajın üzerinden 5 gün geçmiş, hala okuyamadım, yazık değil mi ama bana?

2011 için;
  • İş konusunda daha özenli olmaya karar verdim, çeşitli çalışma planları, iş takipleri vs hazırlayarak yılın ilk mesai gününe oldukça düzenli başladım. Artık ne kadar gider bilemiyorum ama azmettim. 
  • Mali düzenimi yine, yine, yeniden oturtma çalışmalarına karar verdim. Alışverişe yalnız gitmiyorum ve bitanem sağolsun öyle ıvır zıvırla sepeti doldurmama izin vermiyor. Hatta önceden liste yapıp öyle yola çıkıyoruz. Listenin dışındaki şeylere bakmak bile yasak. 
  • Sağlıklı yaşam için akşam yemeklerini dışarıda yeme huyumdan da vazgeçmeye çalışıyorum. Babam güzel bir fırçaladı bu sabah telefonda, artık evde yemek pişecek! Gerçi sevgilim için arada birşeyler yapıyordum ve onun kahvaltı evde yapılır emrine uymaya çalışıyordum ama bunu genele yaymam gerekecek. Garibim ben evde kahvaltı yapayım diye her sabah beni uyandırmak için uğraşıyor zaten, şimdi birde akşam yemekleri mevzusu çıktı, hadi bakalım kolay gelsin.
  • Sağlık sorunlarım kemoterapiye gerek kalmadan çözüldü gibi şimdilik. Son doktorumun muayenesine 300 TL ödeyince birden iyileşesim geldi herhalde. Bundan sonra her ay kontroller filan derken, kendime özen göstermem gerek. İnsan kendine nasıl özen gösterebilir bilmiyorum ama her konuştuğum insan nasılsın cümlesinden sonra bilumum tavsiyelerde bulunuyor, artık birinin sözünü dinleyeceğiz.
  • Bu arada evet, hala sigarayı bırakamadım. Ne kadar iradesiz bir insan olduğumdan daha önce bahsetmiştim değil mi? Onkoloğumla randevumdan çıkıp bunun üzerine bir sigara içilir diyebiliyorum. Kaşınıyorum mu acaba?
  • Bu sene kararlıyım, ilk yurt dışı gezimi gerçekleştirmek istiyorum ama bir taraftan da hem maddi sorunlar hem de iş sıkıntıları canımı sıkıyor. Olmadı pederi biraz zorlayacağız, nede olsa hayat kısa, yaşamak lazım değil mi?
  • Blog okumayı, kitap okumayı, fransız filmi izlemeyi özledim. Hatta dizilerimi bile izleyemiyorum. Daha az uyuyarak mı yetişebilirim hayata. Ama sevgilim tatil günlerinde bile sabahın köründe ( 08.30 ) uyandırıyor, daha ne kadar azaltabilirim ki?
  • Milli Piyango ile ilgili rüyamı yazmıştım ya, cık.. Olmadı. Amorti bile vurmadı anacım. Gerçi sevgilime kendi elceğizlerimle çektiğim bilete 64 TL vurdu ama vermiyor paranın yarısını hayın. Ümitlerim bir sonraki çekilişe kaldı.