10 Ekim 2010 Pazar

Hayatım Dram Vol.1

  7 yorum


Bundan 15 gün önce nasıl olduğumu sorsaydınız size vereceğim cevap "muhteşem" olurdu. 
Fakat üst üste öyle şeyler yaşadım ve şuanda öyle kötü bir durumdayım ki hayatımın bundan daha kötü olabileceğinden emin değilim. 

15 gün önce hayatımda Aslı'dan sonra beni mutlu edebilen bir insan vardı. Kısa süreli ilişkinin bana getirdiği en iyi şey "aslı unutulabilirmiş." düşüncesi oldu. Yani bu bir saplantı değilmiş ve onsuz da olabiliyormuşum dedim. İlişkinin bittiği gün aslı trafik kazası yaptı. Hiçbir zaman iyi bir sürücü olmadığı ve emniyet kemerini takma zahmetine girmediği için kolu kırılmıştı. Kazadan sonra onunla ilgilenmek bana düştü her zamanki gibi. Yeri geldi kendi ellerimle yemeğini yedirdim. Eviyle ve çocuğuyla ilgilendim. Nazını çektim. 

Ardından ben bir rahatsızlık geçirdim, önce iki gün üst üste tansiyonum düştü, sonra karın bölgemde aşırı bir şişlik hissetmeye başladım. Doktorlardan nefret eden ve hastaneye gitme özürlü biri olarak basit bir mide rahatsızlığıdır diye eş-dost tavsiyesi ilaçlarla kendi kendimi tedavi etme sürecine girdim. Fakat bir türlü sonuç vermiyor, üstüne üstlük karnımın sağ bölgesinde acı hissetmeye başlıyordum.

Cuma akşamı aramızın hiç de iyi olmadığı abim, babamdan rahatsız olduğumu öğrenmiş. Kendi uzmanlık alanı olmasa da beni arayıp sorunu anlamaya çalıştı. Şikayetlerimi dinleyince yarın ilk iş doktora gidiyorsun dedi. Doktorlar ve ben. Tabiki ben tembellik yapıp cumartesi sabah biraz da doktor korkusuyla kendimi daha iyi hissettiğimden direk işe gittim. Fakat abim tekrar arayıp hala doktora gitmemiş olduğum için kızdığından şansımı deneyeyim diyerek randevu aldım. Sonuçta yıllardır doğru düzgün iletişimimiz olmayan biri beni merak ediyordu ve buda gururumu okşadı.

Velhasıl gastroentroloji servisinde başlayan doktor serüvenim benim için çok acı gerçeklerle yüzleşme vesilesi oldu. Karın bölgemin bir tarafı olduğu gibi bir kist tarafından işgal edilmiş ve her an daha da büyümekteymiş. Ve kistin kaynağı sol yumurtalıklarımmış. Düşünün yumurtalıklarımda başlayıp diyaframıma kadar uzanmış bir kistle yaşamaktaymışım. Böyle bir haberi tek başına almak nasıl bir duygudur tahmin edebilir misiniz?

Hastaneden o hızla çıktım. Kistin iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğunu anlamak için verilen tahlili bile yaptırmadım. Arabaya kadar sabrettim ağlamamak için, sonra gözlerimden boşanan yaşlar üstümü ıslattı.

Kimseyi aramak istemedim, kimseyi üzmek istemedim. Sadece abime anlattım telefonda ağlamamaya çalışarak. Babamı düşündüm, basit bir ameliyat bile geçirecek olsam bu onu mahveder. Annemi sakinleştirmek mümkün olur mu bilmiyorum. Yanımda onlar olmadan ben bu süreci atlatabilir miyim, hiç bilmiyorum.

Dün eve geldiğim andan itibaren daha fazla düşünmemek için rastgele diziler izlemeye başladım. Tüm blogger arkadaşlarımın yazılarını okudum, geyik yorumlar yapmaya çalıştım psikolojimi düzeltebilmek için. Ama ne zaman kendimle başbaşa kalsam düşünceler beynimden ışık hızıyla geçiyor. Bunca senedir bir kere bile doktora gitmemiş, kontrol yaptırmamış olduğum için kendime kızıyorum. 

Ve aslı. Durumu ona mesajla bildirdikten sonra aradı, canın sıkılmasın diyor bana telefonda. Ama şuan kendisi bilmem nereye gezmeye gidiyor, ne zaman döneceği ise allahu alem. Üstüne üstlük birde evde unuttuğu valizini otobüse vermemi istiyor benden. Onun için yaptığım herşeye rağmen bu kadar rahat olması, bu kadar duygusuz, bu kadar sinir bozucu olması nasıl açıklanabilir ki..

Sevgili hanımefendi blogdaşlarım. Lütfen en az yılda birkez kontrol yaptırınız. Benim gibi 8 senede bir doktora gitmek marifet değilmiş, ben fena halde öğrenmiş bulunuyorum.

7 Ekim 2010 Perşembe

Sinemanın Karanlık Perdesinden: precious based on the novel push by sapphire

  Hiç yorum yok

precious based on the novel push by sapphire

(acı bir hayat öyküsü)

Oscar ödüllü filmlerin pek takipçisi değilimdir. İzlemek için bir sonraki dönemin gelmesini beklerim genelde.
Precious için de böyle oldu. 82. Oscar Ödül Törenlerinde "en iyi uyarlama senaryo" ve "en iyi yardımcı kadın oyuncu" (Mo'nique) altın heykelciği alarak dikkat çekti film. Esasında 6 dalda adaylığı vardı. Sevimli başrol oyuncusu Gabourey Sidibe Akademi tarafından ödüllendirilmese de kalbimden bilumum ödülleri kanatlandırıp gönderdim ben kendisine.

Bu aralar üst üste haberlerde karşılaştığımız, suçu fatmagüllerde aradığımız tecavüz mağdurlarından Precious. (precious kelime manası olarak değerli demektir ve filmin ana karakterinin adıdır.)
Babası tarafından 3 yaşından beri tecavüze uğrayan, bu tecavüzler sonrası 2 kez hamile kalan, anne denilen şahıstan sürekli şiddet ve hakarete maruz bırakılan, şişman, aptal, umutsuz, 16 yaşında bir çocuktur.
Yaşadığı kötü anları hayal dünyasında gezintilere çıkarak unutmaya çalışır. Bu sayede film daha az bunaltıyor izlerken. Yoksa izlediklerimizin insanı kabız etmemesi mümkün değil.

Precious hamileliği sebebiyle okuldan atılınca öğretmeni onu alternatif bir okula yönlendirir. Burada Bayan Rain'in ilgisi ile hayata tutunur. Film hakkında pek detaya girmek istemiyorum. Aslında söylenebilecek o kadar çok şey var ki...

"Aman Tanrım. Lezbiyenler.
Yine de ben kalacak bir yer bulana dek beni ağırlayacak kadar nazikler.
Beni neredeyse tanımayan insanlar bana karşı annemden ve babamdan
neden daha nazik?
Kendimi güvende hissettim.
Annem homoseksüellerin kötü insanlar olduğunu söyler.
Anne, bana tecavüz edenler homoseksüeller değildi.
Ne oldun sen şimdi?
Yıllar boyunca beni sırada oturtup bana bir şey öğretmeyen homoseksüeller değil.
Harlem'de millete uyuşturucu satanlar homoseksüeller değil.
Oprah buna ne derdi merak ediyorum.
Elime tebeşiri verip beni ABC'nin kraliçesi yapan Bayan Rain."


Hava Güneşli Kıskanın Uleyn!

  4 yorum

Bugün takip ettiğim bloggerların çoğu yağmurdan şikayet etmiş. Oysa biz güneşli, hafif esintili muhteşem bir İzmir günü yaşıyoruz. İçim cıvıl cıvıl oluyor böyle zamanlarda. İyi ki İzmirde yaşıyorum diye düşünmeden edemiyorum. 
İş çıkışı pasaportta, şöyle gün batımına karşı yasemin çayı mı içsek acaba? Ya da elmalı nargilelerimizle demlenirken tavla mı oynasak?
Var mı eşlik etmek isteyen?

5 Ekim 2010 Salı

Melihat Gülses, Hüznüme Sevda Katan Kadın

  Hiç yorum yok
Bir insanın sadece ses tonuna aşık olabilir misiniz? Ah o ses tonu Melihat Gülses hanımefendiye aitse bu kesinlikle  mümkündür. En azından benim için öyle. Klasik Türk Musikisinin insanı cezbeden müthiş atmosferi içerisinde bu güzel ses, bu muhteşem yorumun yeri her zaman başkadır. 

Onun sesinden dinlediğim şarkılar sürükler beni bu diyarlardan, hayal alemlerinde kayboluveririm. Binbir çeşit duyguyu tek bir vurguyla hissettirebilir size ve eğer Melihat Gülses dinliyorsanız hüzün yanı başınızda oturuyor demektir.

Hani bir gün tanışma imkanı olsa, yanından ayrılabilir miyim bilmiyorum. Hatta konuşmakta aciz olacağımdan da eminim. O söylesin ben dinleyeyim, mest olayım, sesinde kaybolayım isterim. 

Bir de siz dinleyin;

Günaydınım, Narçiçeğim, Sevdiğim
Beste: Cinuçen Tanrıkorur 
Güfte: Feyzi HalıcıMakam: Kürdilihicazkar