Bu dünyaya ait değilim!


Nasıl bir hayat yaşıyoruz çoğu zaman sorgulama imkanımız olmuyor. Günler hızla gelip geçerken bizler sadece o anın yoğunlukları ile meşgul olmayı tercih ediyoruz. Oysa denizin içindeki balık gibiyiz. Ne denizden haberimiz var ne de denizin dışındakilerden. Bu nedenle biraz durup düşünmek insanın en büyük ihtiyaçlarından biri gibi geliyor bana.
Neyi düşünmek?
Yaşantımızı, sevdiklerimizi, sevenlerimizi, neler yaptığımızı ama aslında neler yapabileceğimizi..
Liste uzar gider. Benim düşünme ihtiyaçlarımda öncelik bu konularmış belki ama sizinkiler çok daha farklı olabilir. Örneğin sizin gelecek planlarınız vardır. Benim hiç olmadı. Hayatımı kısa süreli beklentileri gerçeğe dönüştürebilmek üzerine yaşadım. Başarısız bir hayattı yani benimkisi. O an keyifliysem ne ala. Üzgünsem, mutsuzsam o an ki sıkıntımı nasıl çözebileceğime baktım sadece. Genel geçer işlemler ile hayatımı sürdürdüm.
Şimdi bir gelecek planın var mı deseler, ne yazık ki demeye devam edeceğim. Oysa hayatımda beni herkesten daha fazla seven ve benim de herkesten daha fazla sevdiğim bir insan var. 5 yıldır bir aradayız. 5 yıldız birbirimizi üzdüğümüz anlar binde birden azdır. Birbirimiz için hissettiklerimiz ise bir o kadar çok. İşte o insanla bir geleceğe sahip olmaktan başka bir planım yok. Hayatımda o olsun, yeter. Ama işte hangi hayatımda?
Bu ülkede çürüdüğüm, bir işe yaramadığım, birşey beceremediğim hayatımda mı yoksa gerçekten mutlu olabileceğim, burdan, bu insanlardan, bu nefret dolu ülkeden uzaklaşabileceğim hayatımda mı?

Yıllar yıllar sonra, sevdiğim bir işi yapabilmek için Hukuk okumaya başladım. Sınıf arkadaşlarım ile aramda 15 yaş var düşünün. Okulumu seviyorum da.. Okumayı seviyorum, gelecek üzerine bu okulun bana katabileceklerini de seviyorum. Ama başıma gelme ihtimali oldukça yüksek olan bir durumdan dolayı bu eğitim hayatı üzerine Türkiye sınırları içerisinde bir gelecek planlama şansım yok.
Bununla birlikte aile faktörü de var. Ah ah.. Onların hayatıma dair o kadar az bilgisi var ki.. Bilmedikleri onca şeyi onların öğrenme ihtimali beni daha çok dehşete düşürüyor. Hapse girmekten değil anam babamın yüzüne bakmaktan korkuyorum.
Velhasıl, gitmek gerek buralardan. Ama nasıl? Ama nereye? Ama hangi gelirle?

who cares


geçenlerde popüler kültürün son ögelerinden biri olan onedio sitesindeki bir yazıda küfretmenin zeka seviyesi veya kelime bilgisi ile bir alakasının olmadığı hatta kelime bilgisi ve IQ seviyesi daha fazla olanların daha hızlı ve yaratıcı küfürler edebildiğine dair bir yazı okumuştum.
insanlar yememiş içmemiş bu konuda br çalışma yapmışlar. tabi bilim insanı olmak bunu gerektirir onlar ne yapsın. velhasıl eldeki verilere bakılarak küfretmenin acıyı da azalttığını ifade etmişlerdi.
son zamanlarda bilimsel veriler üzerinde o kadar çok çalışma yapıyorum ki içimden sadece bu yazıya da küfretmek geliyor.
hayaller hikaye, gerçekler siktiriboktan.
sık sık küfrediyorum artık. küfretmediğim zamanlarda ise dua ediyorum.
kötü şeyler düşünmek istemiyorum ama başıma kötü şeyler gelme ihtimalinden de ölesiye korkuyorum. hani bir film olsa yaşadığım, şuan başrol oyuncusu dolabın içerisinde göz yaşlarına boğulmuş bir durumda gök yüzünden bir ışık bekliyor olurdu.
neyse, birgün iyi şeylerde olacak. o günleri beklemeye devam edelim en iyisi. nereye kadar, ne zamana kadar bekleriz bilmiyorum ama bekleyeceğiz...