29 Ağustos 2010 Pazar

Bir Dal Sigaran Varmı Abla?

  2 yorum
Siz hiç uykudan sigara içmek isteyerek uyandınız mı? Ben akşam keyfimden sigara sayıklayarak uyandım.
Uyumadan önce içtiğim paketin bittiğini hatırlayıp zulada bir dolu paket var diye sekerekten aramaya başladım.
Muhtelif çekmece ve dolapları karıştırdıktan sonra zulada hatırladığım son paketin uyumadan önce bitirdiğim paket olduğunu hatırladım. Gecenin ikisinde çevrede açık market yoktur diye arabanın anahtarını aramaya başladım. Anahtarı bulamayınca akşam evden çıkmayı düşünmediğim için arabayı rica eden bir arkadaşa verdiğimi ve onunda yarın öğleden sonra geri bırakacağını hatırladım. Sonra saatime tekrar baktım, bu saatte sokağa çıkmaya cesaretimin olmadığını hatırladım. Baktım olmayacak, blogu açtım. Bir zamanlar sigarayı bırakma kararı verdiğimi hatırladım. Tekrar deneyeceğim bakalım. Arasıra sigarayı bırakmaya karar verdiğimi hatırlamalıyım..

Üstteki resim; Audrey Hepburn, ne güzel de sigara içermiş..

Bu gecenin filmi:
Romance & Cigarette (Aşk ve Sigara)
Ne zamandır erteliyordum bu müzikal filmi izlemeyi. Bugece şansımı zorlayacağım bakalım.
Film hakkında bilgi vermek gerekirse;
John Turturro’nun yönettiği ve James Gandolfini, Susan Sarandon, Kate Winslet ile John Turturro’nun oynadığı film ‘Aşk ve Sigara’, cinsellik ve ölüm üzerine yapılmış büyülü bir masal.
2005 yılı Venedik Film Festivali’nde, Altın Aslan’a aday gösterilen filmin yürütücü yapımcılığını üstlenen Joel ve Ethan Coen, bu projede yer aldıkları için büyük onur duyduklarını belirtiyorlar. “Aşk ve Sigara” günümüz Amerikası’nda geçen bir “işçi sınıfı operası” ve tutkulu bir komedi. Bir erkeğin sadakatsizlik ve sadakatsizliğin bedelini ödeme üzerine yaptığı yolculuğu anlatan filmde, James Gandolfini karşımıza filmin baş kahramanı Nick Murder olarak çıkıyor.
FİLMİN ÖYKÜSÜ

Orta yaş krizi eşiğindeki Nick, kızıl saçlı Tula (Kate Winslet) için büyük bir tutku beslemektedir. Uzun yıllar Nick’in karısı olan Kitty (Susan Sarandon) için ise bu ihanet bardağı taşıran son damla olmuştur.
Kocasına karşı inancını kaybeden Kitty, nefretten dolayı hissettiği yırtıcı duygulara kendi bile şaşırmaktadır. Nick ise sonunda ailesini içine sürüklediği acıyı anlayacaktır. Karısının sahip olduğu aşk ve saygınlığın değerini zamanla keşfedecektir.


27 Ağustos 2010 Cuma

Saçmalamalar

  2 yorum

Arada bir birilerinin bana saçmalamayı bırak demesi lazım. Düşünmeden konuştuğum zamanlar masanın altından tekmeleyip gözlerini çıkarırcasına bakması, beni durdurması lazım. 
Nerden estiyse bugün önümüzdeki hafta için 10 kişilik misafir davet ettim! Manyak mıyım, neyim? Düşünmeye başladığım an yaptığımın bir saçmalık olduğunu fark ettim ama artık çok geçti. Neredeyse hiç tanımadığım insanları iftara davet ettim yaa. Hem de öyle 2 çeşit yemek olsun da gerisi önemli değil diyecek kimseler bile değiller. Şimdiden stresi sardı, ne yapıcam, ne yediricem, nerede yediricem.. Ya benim evimde 2 kişinin zor sığdığı bir mutfak masasından başka bir yerim yok ki.. Tabağım, kaşığım, çatalım yeter mi onu bile bilmiyorum. Neden birden böyle coşup cömertleşip saçma kararlar alıyorum bilmem ki.. 
Allah yardım ede de rezil olmadan çıksam işin içinden.
Bu haftayı portakal ağacı başta olmak üzere bilumum yemek bloglarında geçireceğim sanırım. Hadi hayırlısı..

26 Ağustos 2010 Perşembe

Rüyalar Ülkesi: Amerika

  3 yorum

Hollywood filmlerinin muhteşem çekiciliği Amerikayı rüyalar ülkesi yapıyor çoğumuz için. Normalde yurt dışında yaşamaya karşı biri olsam da geçen hafta acaba bende gidebilir miyim diye düşündüm. Gideceğim yeri bile kafam da netleştirdim; Los Angeles.
Neden mi? Çünkü L.A. eşcinselliğin en rahat yaşandığı şehirlerden biri olarak biliniyor ve bende artık kimlik bunalımlarına girmek istemiyorum.
Ötekileştirildiğimiz bir toplumda yaşamaya çalışıyoruz. Mutlu olmak için kapalı kapılar ardında olmamız gerekiyor. Ya da biz kendimizi buna zorluyoruz. Ve sayıca o kadar azız ki, varlığımızı kendimiz bile hissedemiyoruz. 

Yurt dışında yaşamaktan korkmasam, orada yalnızlığımın daha da depreşeceğini bilmesem ilk fırsatta hayallerime ulaşmak için elimden geleni yapardım. Ama kendim için savaşacak gücüm yok. Tamamıyla yeni bir hayat kurabilecek kadar cesur değilim.

22 Ağustos 2010 Pazar

Facebook ile Hayat Bulan İnsanlar

  3 yorum

Sürekli facebookta takılıp, hayatı hakkında anlık bilgiler veren, acaip anketler dolduran, komik olduğunu düşündüğü videoları mutlaka izlemelisiniz diyerek yayınlayan ve son zamanlarda da bolca siyasi görüşünü empoze etmeye çalışan facebook arkadaşlarım; reel dünyada karşıma çıktığınızda "bütün gün bilgisayar başında sıkılmıyor musun?" diyerek acınası olduğumu düşünüyorsunuz ya, içimden size kallavi bir küfür savurmak geçiyor.

20 Ağustos 2010 Cuma

Patron-Eleman İlişkisi

  4 yorum


Eğer benim gibi bir çalışanım olsaydı kesinlikle işten atardım..
Hiçbir işi aksatmasam da fena halde tembel ve kibirli olduğum, sürekli patronumun iş yapma tarzını eleştirdiğim ve salak olduğunu düşündüğümü belli etmemeye çalışsam da beceremediğim için kovardım kendimi.
Allaha şükür benim patronumda o kadar cesaret yok. Yada yerime koyacak eleman bulamıyor, bulacaklarının da benden beter olmasından korkuyor.

Her geçen gün babama benzediğimi daha bir farkediyorum. Onun da salak bir müdürü vardı ama salaklığını yüzüne vuran tek babamdı. O yüzden bir türlü istediği terfiyi alamadı ve emekli oldu.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Tamirat/Tadilat

  2 yorum

Projeksiyonumu evimin sarı duvarına yansıtıyordum, görüntüden memnun değildim ne zamandır. Perde almak istemediğimden bugün bir çılgınlık yapıp koca duvarın orta yerini beyaza boyadım. Görüntü daha net ve parlak ama projeksiyon kapalıyken çok komik görünüyor :) Galiba tüm duvarı boyamak daha mantıklı olacak ama bu kadarını bile boyarken ortalığı ne hale soktuğumu düşünürsek akıbet pek iyi gözükmüyor. 


Bugün bozuk sifonumu ilgili parçaları koçtaştan tedarik ederek uzun uğraşlar sonucunda tamir ettiğimi de düşünürsek bir erkeğe ihtiyacım olmadığını kanıtlamış oluyorum. Oh olsun, babam bile yapamayacağımı söyledi ama ben yaptım işte. Gerçi dandik yurdum firmaları bu tarz işleri hep profesyonel tesisatçıların filan yaptıklarını düşünüyorlar herhalde ki nasıl yapacağımıza dair hiçbir açıklama eklemek zahmetine girişmemişlerdi. Fakat yüksek türk mühendisi zekam, damarlarımdaki asil becerikli karadeniz kızı kanı ve tekrar be tekrar deneme sabrımla başardım. Önce seller gibi coşarak akan su, zamanla ufak bir akıntıya, sonra damlamaya başladı. Daha fazla sıkamayacağımı düşünüp tam vazgeçecektim ki bir hevesle son vuruşu da yaptım ve sızıntıyı bitirdim.

Velakin buradan endüstri mühendisi arkadaşlarıma seslenmek istiyorum; daracık alanlarda vidaları sıkmak için kerpeten dendiğini tahmin ettiğim aletle gerçekten sıkıntı yaşadım, bunun bir kısayolu yok mudur ya? Her sıkışımda 2mm oynatarak en az kırk bin beş yüz kez çevirmek zorunda kaldım meredi.

12 Ağustos 2010 Perşembe

Mr.Big'e Elveda

  2 yorum
Tüm denemelerime rağmen bir erkek ile ilişki yürütmekte başarısız olduğumu kabul etmek zorundayım. Mr.Big ile bitirmeye ve yeniden yalnız ama mutlu hayatıma dönmeye karar verdim. Hadi hayırlısı, diyor sıradaki şarkıyı tüm sevenlere gönderiyorum :P


tarkan - işim olmaz - 2010 | izlesene.com

gerçi bu şarkının ayrılık temalı yazımla pek alakalı olduğu söylenemez ama idare ediverin gayri, tarkan albüm çıkarırda dinlenilmez mi?

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Season 1 Episode X

  2 yorum
Yaz Sezonu Dizilerim:
Pretty Little Liars

Rizzoli & Isles



Sezon Dizilerim:
Dexter

Grey's Anatomy

The Good Wife

The Big Bang Theory
How I Met Your Mother
Mad Men
Nip Tuck
Desperate Housewifes


Rastladığımda İzlemekten Keyif Aldığım Diziler:
Brothers & Sisters
Chuck
CSI: Newyork
Cold Case
Gossip Girl
House M.D.
Nurse Jackie
The Real L World
The Closer
Two And A Half Men



Bitiripte tekrar izlemekten hoşlandığım diziler:
The L World
Six Feet Under
Flashforward
Friends
Ally McBeal

Tam bir dizi manyağıyım değil mi? Ve bu dizilerin yüzde doksanını işyerinde izliyorum. Ha ha ha.. Ne iyi bir çalışanım ama.. Önümüzdeki günlerde Kore dizilerini takip etmeyi planlıyorum. Bu arada ne yazık ki yerli dizilerle aram hiç iyi değil. Aslında Ezel dizisini çok övüyorlar, birkaç kere de izleyeyim demiştim ama herkes çok kitaptan konuşuyor be abicim. Hayatın içinden olsalar ya biraz :)

6 Ağustos 2010 Cuma

Bağımlılık

  2 yorum

Pakette bir dal kalmış sanıyordum. Karar verdim o sonuncuyuda içip bırakacaktım artık. Yaklaşıp 2 günde 3 paket içiyordum. 1 parliament reservenin 7.50 tl olduğunu düşünürsek ayda 150tl kazançlı çıkacaktım. Kahvemi yaptım, son kez kullanmak üzere kül tablamı yanıma aldım ve sevdiğim filmi açıp pakete uzandım. Ama lanet pakette tam 3 dal sigara vardı. O an tüm bırakma hayallerim suya düştü. İradesizlik böyle birşey işte..

İhanet

  Hiç yorum yok

Kendimi aslıya ihanet ediyormuş gibi hissediyorum. Bana bakışına, muzip gülümsemesine, sarılmalarına mana çıkartmaya çalışıyorum an be an. Tek bir olumsuz yorum yapmıyor Mr.Big hakkında. Hatta tanışmak istiyor ilk fırsatta. Ama ben onların birarada olmasına dayanamam. Birbirlerini tanımalarına, iyi anlaşmalarına, birbirlerinden övgüyle bahsetmelerine dayanamam. 

3 Ağustos 2010 Salı

Yüreğimin Elvermediği

  Hiç yorum yok
Dün dizlerimde uyuya kaldı aslım, sevdiceğim. Öyle yorgun ve mahsundu ki.Ona Mr. Big'den bahsettim, biraz da coşkuyla, kıskandırmak istercesine anlattım. Benim adıma sevindiğini söyledi ama sessizdi. Ona aidiyetimin biteceğini hissetti belkide. Oysa ben onundum, herşeyimle ve hep onun. Biraz oturduk, hayallerimi sordu, nasıl bir evlilik düşlediğimi. Sonra erkeklerden bahsetti, "ne nalettir onlar, keşke mahkum olmasak onlara." dedi. Oysa ben ona bir ömür bakmaya, ilgilenmeye, sevmeye hazırdım. Ama anlamadı.

Ben sevmekten bahsederken kapandı gözleri, usul usul. Okşadım saçlarını saatlerce. Kokusunu içime çektim. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, boynumun ağrısıyla uyandım. O ise hala dizlerimde mışıl mışıl uyuyordu. Yan odadan küçük sıpanın ağlayışları duyuldu hafif. Hemen açtı gözlerini sevdiceğim. Yavrusunun yanına koştu. Yanıma dönmeyince merak ettim , odanın kapısından şöyle bir baktım, birlikte uyumuşlardı yine. Sıpanın ayakları annesinin yüzünde, suratında munzur bir gülümseme, rüya görüyor gibiydi. Ya da "o benim için var", diyordu. "Annem o benim, hep yanımda.."

Uyandığımda aslı yatağımın kenarına oturmuş bana bakıyordu. Gülümsedi sevgiyle. "sen Allahın bu dünyada bana verdiği, kızımdan sonra en kıymetli şeysin" dedi. "Neyim ki", dedim. "O şey ne işte, ben neyim senin hayatında?", "dost" dedi. "Evet" dedim, "dostunum, hemde ölünceye dek." Perdeleri açtı, hadi gel dedi çay yaptım..